1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 123 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 22

Konu: Oku ey TÜRK evladı .bu senin görevin

  1. #1
    ZIPKINCI Endien_ HUNTER - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27-10-2006
    Bulunduğu yer
    İZMİR-
    Yaş
    48
    Mesajlar
    1.755

    Oku ey TÜRK evladı .bu senin görevin

    GÜZEL ÜLKEMİZİ BU GÜNKÜ DURUMDAN NASIL AYDINLIĞA ÇIKARABİLİRİZ?
    (Yılmaz Dikbaş’ın “Sömürgeleştirme” adlı çalışmasından alınmıştır.)
    Önce bu güne nasıl gelindi?
    Kısaca tarih bilgilerimizi hatırlarsak;

    1820’li yıllar…
    İngiltere sanayi devrimini tamamlamış.
    Üretim ve sermaye adeta ülkenin sınırlarından
    dışarı taşıyor,
    yeni pazarlar gerek.
    Avrupa ülkeleri ve ABD,
    hemen gümrük duvarlarını yükseltiyor,
    İngiliz mallarının girişine izin verilmiyor.


    Osmanlı tahtında II. Mahmut (1808 – 1839),
    Sadrazamı Mustafa Reşit Paşa var.
    1830’lu yıllarda Mason olan Mustafa Reşit Paşa,
    İngilizler ile iyi ilişkiler içinde.
    Osmanlı imparatorluğunun kurtuluşunu
    Avrupalılaşmakta görüyor,
    başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletleriyle
    serbest ticaret öneriyor ve şöyle diyordu:
    “Ülke, serbest ticaret sayesinde büyük bir hızla
    sanayileşecektir.”


    İngiliz Dış İşleri Bakanı Palmerston:
    “Serbest ticaret sayesinde Sultan’ın tebaasının
    servet ve refahı artacak, sanayi gelişecek”
    Batıdan gelen sözde Osmanlı uzmanları:
    “Osmanlı Devleti bu antlaşmayı uygulamakla
    Batı uygarlığına girecek.”
    Sonunda 16 Ağustos 1838’de Mustafa Reşit Paşa,
    Osmanlı’nın “idam fermanı” olan
    Balta Limanı Antlaşmasını
    “kalkınma yolunu açacak” bir belge olarak
    İngilizlerle imzalıyor.


    Osmanlı Balta Limanı Anlaşmasını imzalarken,
    Avrupalılar ne yaptı?
    ABD, Almanya vb. seçtikleri yolda ilerleyerek,
    bugün birer sanayi devi haline geldiler.
    Buna karşılık Osmanlı, tarih sahnesinden silinip gitti.
    ABD, Fransa, Almanya gibi ülkeler,
    1800’lerde aşağı yukarı bugünkü Türkiye’nin
    gelişme düzeyindeydiler.
    Bu ülkeler, eğer sınırlarını İngiliz mallarına açmış
    olsalardı, sözde reformlar yapsalardı,
    bugünkü dünyada az gelişmiş birer ülke olarak
    yer alırlardı;
    İngiltere ise büyük bir “Süper Güç” olarak.


    Serbest ticaret, ancak aynı gelişme düzeyinde
    bulunan ülkeler için yararlıdır.
    Farklı gelişme düzeyine sahip ülkeler arasında
    ise yalnızca zengin ülke lehine işler.
    Yoksul ülke,
    serbest ticaretten faydadan çok zarar görür.

    ABD’nin, Almanya’nın, Fransa’nın bugün ne
    dediğine değil, geçmişte ne yaptıklarına bakmalıyız.


    Şimdi günümüz Türkiye’sine bakalım;
    1995 Gümrük Birliği Anlaşması =
    1838 Balta Limanı Ticaret Anlaşması
    Kimler ne söylüyor?
    Türkiye hangi sözlere kanıyor?
    Hükümette DYP – SHP koalisyonu var.
    Gümrük Birliği anlaşmasını imzalayan Başbakan
    Yardımcısı ve Dış İşleri Bakanı Deniz Baykal:
    “Türkiye”yi güçlü ve önder bir ülke yapacağız,
    AB’ye taşıyacağız.”
    Gümrük Birliği arifesinde bütün boyalı medya,
    “Türkiye’nin cennete döneceği”
    propagandası yapıyor.


    Biz Gümrük Birliği Anlaşmasını imzalarken
    Avrupalılar ne yaptı?
    AB’ye tam üye olmadan Gümrük Birliğine girmiş
    Türkiye haricinde başka bir ülke yok.
    Yunanistan AB’ye 1981’de girdi.
    Gümrük Birliğine 1986’da.
    İspanya ve Portekiz, AB’ye 1986’da girdi.
    Gümrük Birliğine 1993’te.
    Kapıda bekleyen ülkelerden bir tanesi biziz.
    Hiçbirine Gümrük Birliği teklif edilmiyor.
    Gümrük Birliği Anlaşması,
    TBMM’nin onayına sunulmamış,
    Yüce Meclis’ten geçirilmeden
    uygulamaya konulmuştur.


    1838 Balta Limanı Anlaşmasını
    1839 Tanzimat Fermanı izledi.
    Azınlıklara tanınan haklar, yapısal düzenlemeler.
    Yani şu andaki Kopenhag kriterleri
    1995 Gümrük Birliği Anlaşması”ndan bu yana
    Türkiye’de de aynı şeyler oluyor.
    IMF programlarından, Helsinki Doruğu’ndan,
    ulusal programlardan geçerek,
    durmadan yabancılara, iç düşmanlara
    yeni haklar tanıyan yasalar çıkartılıyor.


    1854 Kırım Savaşı’nda tarihimizdeki
    ilk borcu almak zorunda kaldık.
    İngilizlerden %6 faizle
    3 milyon 300 bin Osmanlı altını borç aldık.
    Osmanlı’nın borcu sıfır o güne kadar.
    Padişah almamakta direniyor ama Sadrazam,
    “Alacağız. Kırım Savaşı’na giriyoruz” diyor.
    3 milyon sterlinlik devlet tahvili veriyoruz onlara,
    2 milyon 514 bin 963 sterlin alıyoruz.
    FAİZ KESİYOR çünkü.


    Tanzimat Fermanından hemen sonra
    Islahat Fermanı’nı getirdiler.
    Günümüzde bunlara
    “Yapısal Uyum Reformları” deniyor.
    Osmanlı Devleti’nin ilk iki borçlanması,
    şu sonuçları getirdi:
    1-Yeni bir reform programını gerçekleştirme taahhüdü
    2-Devlet’e dış borç sağlamak üzere
    Osmanlı Bankası’nın kurulması
    (1856’da büyük ölçüde İngiliz sermayesi ile kuruldu.
    Banka doğal olarak İngilizlerin denetimi altındaydı.)
    Böylece 1853 senesinde,
    Rusya’ya karşı savaş ilan edildi.


    30 Mart 1856 tarihinde Paris Antlaşması imzalandı.
    Anlaşma’ya İngiltere, Fransa, Osmanlı Devleti,
    Rusya, Avusturya, Prusya ve Sardunya
    devletleri katıldı.
    Batı’dan aldığımız borçları ödeyemedikçe,
    yeni borçlar aldık.
    Yeni borçlar aldıkça, yeni ödünler verdik.
    1862 borçlanması sayesinde İngiliz sermayesi
    denetimindeki Osmanlı Bankası’na,
    Fransız sermayesi de katıldı;
    böylece “Bank-ı Osman-i Şahane” oldu.
    Kağıt para basma tekelini elde etti.
    Bütün vergilerden muaftı.


    Osmanlı Devleti, 1874 yılına kadar geçen 20 yıl içinde
    15 dış borçlanmaya başvurmuştu.
    Borçların geri ödenmesi gittikçe zorlaşıyordu.
    Devlet 1863’de bütçe gelirlerinin %17’si dış borç
    anapara ve faiz ödemesine ayrılırken,
    bu oran 1875’de %75’ ulaşmıştı.
    Sonra,
    1875’de borcumuzu ödeyemedik.
    Sadrazam Mahmut Nedim Paşa, Moratoryum ilan etti.
    Faiz ve anapara taksitleri beş yıl süreyle yarıya indirildi.
    Sonra,
    Osmanlı iflas etti, tüm ödemeler durduruldu.


    Sonra,
    Ve yine savaş… 1877-78 Osmanlı – Rus Savaşı…
    (Son asır Türkiye tarihinin dönüm noktalarından birini
    teşkil eden ve Rumî 1293 tarihine rastladığından,
    tarihimize “Doksanüç Harbi" diye geçer..)
    Devlet’in borç yükü, dayanılmaz boyutlara ulaşmış…
    Üstelik Rusya’ya ağır bir savaş tazminatı
    ödemek zorunda.
    Devletin pazarlık gücü kalmamış.
    İmparatorluk yine Avrupa finans piyasalarına
    başvurmak zorunda.
    Sonuç:
    Gelsin siyasi ödünler…
    İngiltere, Ayastafanos Anlaşması’nın koşullarını
    hafifletmeyi taahhüt ediyor ama;
    karşılığında KIBRIS ADASI’nı istiyor.


    "Efendiler,
    Kıbrıs düşman elinde
    bulunduğu sürece
    bu bölgenin
    ikmal yolları tıkanmıştır.
    Kıbrıs'a dikkat ediniz.
    Bu Ada bizim için
    çok önemlidir.”


    1930 Gazi Mustafa Kemal Atatürk
    1879’da durum daha da kötüleşti.
    Alınmış olan borç anapara ve faizi karşılığı olarak,
    damga, içki, balık avı, tuz ve tütün gelirlerine el konuldu.

    Eylül 1881’de, devlet borçlarını kapatmak için,
    Osmanlı Devlet hazinesi, Almanya, Avusturya,
    Fransa ve İtalyan alacaklılarla, Osmanlı Bankası ve
    Galata bankerlerini temsilen, 8 kişiden oluşan
    Duyun-u Umumiye-i Osmanlı İdaresi Meclisi’ne bırakıldı.

    Tuz, balık avı, tütün, alkol ve damga pulu vergilerini
    o toplamaya başladı.



    Duyun-u Umumiye’den önce, ülkede
    yabancı sermaye fazla değildi.
    Bu idare ile birlikte yabancı sermaye,
    Osmanlı ekonomisinin bütün kesimlerine özellikle
    demiryolları, sanayi, banka ve sigortacılık, madenler, su,
    elektrik, tramvay, limanlar ve ticarette yayılmaya başladı.
    Altyapı yatırımları ve kamu işletmeciliği tümden
    yabancıların eline geçti.
    1854 – 1881 arasında sayısı ancak 19’u bulan
    yabancı şirket sayısı,
    1882 – 1914 arasında 130’a tırmandı.
    Bu son dönemde kurulan yabancı şirketlerin
    ilgi çekici özelliği, Avrupalıların gayrimüslim
    Osmanlılarla kurdukları ortak girişimler olmasıydı.
    Sonra,
    Duyun-u Umumiye



    Demek ki;
    emperyalistler bir ülkeyi,
    Önce serbest ticarete açıyor,
    Sonra borçlandırıyorlar,
    Sonra maliyesini ele geçiriyorlar
    Ardından da o ülkeye doğrudan
    yabancı sermaye yoluyla girerek,
    sömürüyü daha da arttırıyorlar.



    Dün, Osmanlı’nın en bereketli gelir kaynağı tarımdı.
    Yabacı sermaye ile işbirliği yaptı,
    1884 yılında Reji İdaresi kuruldu.
    Bugün de sömürgeciler,
    Türkiye’de şeker pancarı, tütün, pamuk
    üretimlerini kısıtladılar.
    Türk tarım ve hayvancılığını öldürdüler.
    Aslında bir tarım ülkesi olan Türkiye;
    buğdayı, unu, şekeri, soyayı, tütünü, ayçiçeğini,
    pamuğu, eti, ithal eder duruma düştü!!!


    Dün, Osmanlı’nın en bereketli gelir kaynağı tarımdı.
    Yabacı sermaye ile işbirliği yaptı,
    1884 yılında Reji İdaresi kuruldu.
    Bugün de sömürgeciler,
    Türkiye’de şeker pancarı, tütün, pamuk
    üretimlerini kısıtladılar.
    Türk tarım ve hayvancılığını öldürdüler.
    Aslında bir tarım ülkesi olan Türkiye;
    buğdayı, unu, şekeri, soyayı, tütünü, ayçiçeğini,
    pamuğu, eti, ithal eder duruma düştü!!!



    “Hangi istiklal vardır ki,
    ecnebilerin nasihatleriyle
    ecnebilerin planları ile
    yükselebilsin?....
    Tarih böyle bir hadiseyi
    kaydetmemiştir.”
    Mustafa Kemal Atatürk
    Atatürk, tam bağımsızlığı
    “Siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi
    her alanda tam özgürlük” olarak tanımlar
    Batı emperyalizmi,
    Osmanlı Devletine karşı 100 yıl süreyle sürdürdüğü
    saldırıda bütün bu bağımsızlık öğelerini sırasıyla yok eder.
    Sıra “Siyasal Bağımsızlığa” gelmiştir.
    1918 Sonbaharı… 1. Dünya Savaşı’nın sonu…
    Emperyalizm, Osmanlı Devleti’nin paylaşılmasını
    gizli anlaşmalarla bağlamış.



    Yönetimi yabancı generallere bırakılan Osmanlı orduları
    teslim olmuş.
    (Orduların başına Almanların getirilmesi,
    askeri bağımsızlığın da kalmadığı anlamına geliyordu)
    30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi…
    Osmanlı Devleti, kendisini kayıtsız ve şartsız düşmana
    teslim ediyor.
    13 Kasım… İstanbul müttefik kuvvetlerin işgali altında.
    10 Ağustos Sevres Antlaşması…
    Duyun-u Umumiye’nin yanısıra Osmanlı Devleti üzerinde
    bu kez de bir “Uluslar arası Mali Denetim Komisyonu”
    kuruluyor.
    Bu son ödünle, “Devlet-i Aliye”, egemenlik hakkını,
    bir devlet olarak var olma hakkını da yitirmiş oluyor.



    Bu yıkım, Mustafa Kemal Atatürk’ün çıkışına kadar sürdü.
    Lozan Antlaşması ile Duyun-u Umumiye,
    Türkiye sınırları dışına çıkartıldı ve gelir kaynaklarımız
    bize iade edildi.
    Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu.
    1854’de aldığımız bu borcu 1923’te Atatürk üstüne aldı.
    1954 yılında, 100 yıl sonra bitirebildik bu borcu.
    16 Ağustos 1838 Balta Limanı Antlaşması ile başlayan
    Osmanlı Devleti’nin çöküşünde ortaya Mustafa Kemal çıkmıştı.
    Bu gün bir Mustafa Kemal yok, ama onun
    fikir ve düşünceleri hala yaşıyor.
    Ve onlara sahip çıkacak vatan evlatları çok.
    Sadece o vatan evlatlarının bir araya gelmesi gerekiyor..



    “Türkiye'de fikir adamları diyorlardı ki;
    Biz adam değiliz ve olamayız.
    Kendi kendimize adam olmamıza olanak yoktur.
    Bizim canımızı, tarihimizi,
    varlığımızı bize düşman olan,
    düşman olduğundan hiç kuşku duyulmayan
    Avrupalılara,
    kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı.
    'Onlar bizi idare etsin' diyorlardı.
    Bilelim ki, ulusal benliğini bilmeyen milletler,
    başka milletlere yem olurlar.”
    Gazi Mustafa Kemâl Atatürk(1922)



    Batı, işte böyle uzun tarihi deneyimlerden geçerek,
    bugün IMF ve Dünya Bankası uygulamalarında
    somutlaşan zalim ve acımasız politikalar oluşturdu.
    Bu strateji, Lord Canning’lerin, Lord Hobart’ların,
    Lord Derby’lerin torunlarına bıraktığı en değerli miras olmalı.
    Yoksa Lord Curzon, Lozan Konferansı’nda şu tehditi
    İsmet Paşa’ya büyük bir özgüvenle yapabilir miydi?
    “Bütün bu reddettiklerini cebime koyuyorum.
    Yarın para bulmak için yine bize geleceksiniz.
    Para bir bende bir de yanımdaki şu Amerikalı’da var.
    Sen her para istedikçe, ben de cebimdekileri bir bir senin
    önüne koyacağım.”
    Ne yazık ki; Lord Curzon’un kehaneti doğru çıktı!



    " Bir yurdun en değerli varlığı
    yurttaşlar arasında
    milli birlik, İyi geçinme ve çalışkanlık
    duygu ve yeteneklerinin
    olgunluğudur.
    Millet varlığını ve bütünlüğünü korumak için
    bütün yurttaşlarının canını ve her şeyini
    derhal ortaya koymaya
    karar vermiş olmak,
    bir milletin en yenilmez silahı ve
    koruma aracıdır.
    Bu sebeple Türk milletinin idaresinde ve
    korunmasında
    milli birlik, milli duygu, milli kültür en yüksekte
    tuttuğumuz idealdir."
    Gazi Mustafa Kemâl Atatürk-1935
    Şimdi siz karar verin.



    Böyle yaşamaya devam mı edelim?

    Yoksa TÜRK MİLLET’ine yakışan
    çözümler mi üretelim?

    Eğer çözümden yanaysanız;

    Birlik ve beraberlik içinde çalışmaya
    hazır mısınız?

  2. #2
    ZIPKINCI Endien_ HUNTER - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27-10-2006
    Bulunduğu yer
    İZMİR-
    Yaş
    48
    Mesajlar
    1.755
    uzun bir yazı ama herkesin kütüphanesinde olması gerek.zaten ne çekiyorsak tarihimizi bilmediğimiz için çekiyoruz.

  3. #3
    ZIPKINCI
    Üyelik tarihi
    13-05-2005
    Mesajlar
    86
    Tuncer bey teşekkürler özellikle genç arkadaşların dikkatle okumasını ve anlamasını rica ederim..
    barbaros boro

  4. #4
    ZIPKINCI Endien_ HUNTER - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27-10-2006
    Bulunduğu yer
    İZMİR-
    Yaş
    48
    Mesajlar
    1.755
    istisnalar hariç ben o gençlerden çok umutlu değilim.inşallah içinde bulunduğumuz durumu iyi algılarız.çünkü gelecek satıldı ve başkaları tarafından ölüm fermanımız verilmiş durumda

  5. #5
    Kantürk
    Guest
    Sonuna kadar hazırım

    Teşekkürler sayın adminim..

  6. #6
    ZIPKINCI Mert TOPOYAN(katiti) - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10-12-2005
    Mesajlar
    3.841
    Güzel bir yazı teşekküler. Durum tespitini hep yapıyoruz da ne yazık ki çözüm üretmekte bir türlü başarılı olamıyoruz. O günleri de görmek dileğiyle...
    Mert Topoyan

    İzmir - 1978

    Navigare necesse est...

  7. #7
    ZIPKINCI Endien_ HUNTER - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27-10-2006
    Bulunduğu yer
    İZMİR-
    Yaş
    48
    Mesajlar
    1.755
    ne yapabilirizi de tartışabiliriz.sizce neler yapılabilir.??

  8. #8
    ZIPKINCI Mert TOPOYAN(katiti) - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10-12-2005
    Mesajlar
    3.841
    Yapılması gereken çok şey var da bunların tamamını yapabilmek için önce başı dik durabilecek, dirayetli yöneticilere ihtiyaç var. Ne zaman ki o sorun hallolur, o zaman çözüm önerileri bir anlam bulur, uygulamaları gerçekleşebilir.
    Mert Topoyan

    İzmir - 1978

    Navigare necesse est...

  9. #9
    ZIPKINCI Endien_ HUNTER - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27-10-2006
    Bulunduğu yer
    İZMİR-
    Yaş
    48
    Mesajlar
    1.755
    bile bile lades diyoruz ya ona yanıyorum.ben de dahil.kahroluyorum aslında .içim daralıyor olan biteni gören gözlükle bakmaya.bazen yoruluyorum ama çoluk çocuk var işte.bu vatan bizim emanet aldık emanet edeceklerimiz de var geride.

  10. #10
    ZIPKINCI Can ARSLAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30-12-2004
    Bulunduğu yer
    İSTANBUL
    Yaş
    47
    Mesajlar
    3.000
    Tuncer bey, çok faydalı bir tarih özeti..TEŞEKKÜRLER
    bu yazı, bence ilkokuldan itibaren her yıl tekrar edilerek öğretilmeli HER TÜRK VATANDAŞINA..
    Balık çağırmayı bilmem, onlar beni çağırır


    Can ARSLAN İstanbul 13/11/1971

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Bulunmayacak Tek Şey Senin Benzerindir
    By serkanbogazkoy in forum Zıpkıncı Kahvesi
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 03-08-2007, 09:32
  2. o senin hayırseverliğin...
    By ZAFER ÖNAL in forum Zıpkıncı Kahvesi
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 23-06-2007, 00:33
  3. EY TÜRK OĞLU TÜRK !
    By dentice48 in forum Zıpkıncı Kahvesi
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 22-03-2007, 22:59
  4. Mustafa PAKER bu Barbun senin için...
    By Onur_GÜNER in forum Photo - Fotoğraf Albümü
    Cevaplar: 43
    Son Mesaj: 13-12-2006, 21:07
  5. "Senin sayende" demiyorsanız,"senin yüzündend
    By mehmet BAYRAKTAR in forum Zıpkıncı Kahvesi
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 20-06-2006, 20:26

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217