Duyuru

Çökü?
Henüz duyuru yok

ARAGAMİ VE KUPES'İ ESEFLE KINIYORUM!

Çökü?
Bu konu sabit bir konudur.
X
X
 
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
yeni mesajlar

  • ARAGAMİ VE KUPES'İ ESEFLE KINIYORUM!

    POSEIDON’UN DİPSİZ ÇUKURU: ZIPKINCI.COM!

    Aragami! Kupes! Dostum sizi esefle kınıyorum! Neden mi? Anlatayım da dinle bak! Ben halka açık mavi bayraklı plajlardan elinde Omega zıpkınıyla suya giren, bir iki boy sularda yüzeyden balık koşturan, umudunu kesince “denk gelmez nassolsa” diye kaya balığına çatlatıp sonra on gün pişmanlıklar içinde kıvranan, Kustoculuk oynamaktan mutlu, kolundaki çiçina yarasından onurlu, büyümemeye and içmiş bir yurdum genciydim. Sonra nette bu zipkinci tayfasına mı çetesine mi diyeyim işte bunlara denk geldim. Hayatta işi gücü olmayan boş gezenin boş kalfalarının toplandığı, sabahlara kadar kiminki daha büyük mavralarıyla o akya senin bu sinarit benim çene yarıştırılan zipkinci.com paravan isimli o kötülükler şatosuna, iblisin mağarasına, Poseidon’un dipsiz çukuruna yuvarlandım nasıl olduysa!

    DENİZ KIZI GİRMİş DÜşÜNCEME…

    Gördüm ki büyüklü küçüklü göz bağcılar hiç susmazlar gün ağarana dek forumlarda: Hangi zıpkın hangi şiş, hangi palet hangi şnorkel, yok Sinarit yok akya, yok levrek ve dahi illa ki çupra diyerek hu çekerler!
    O zaman anladım ki ispari ve kayabalığından ibaret değilmiş mavi dünya! Hele ki, fotoğraflar bölümünde şampiyonların, ustaların trofelerini gördüm, kaynar sular indi başımdan! Neopren opencell, patik, karbon pala, negatif yüzerlik, değişken ağırlık, sığ su bayılması, agaşon diyen bu iblislerin sirenlerin şarkısına benzer çağrılarına uydum. Sonunda ben geldim kucağa! Git yeni tüfek al, inox şiş al, ağırlık kemeri al, paleti yenile, gözlüğü çift camlıyla değiştir, şnorkel su tahliyeli olmaz git yenisini al, hadi olmuşken bir de elbise al diyerek maaşın yarısını Hisarönü’nde saçtım uğursuz bir Cumartesi günü! Sevgili Jak Boeno’nun kitabını hatmettim sabahlara kadar!

    ARTIK USLU USLU GİR DENİZE, ÇİM KIYILARDA DEĞİL Mİ? DEĞİL!

    Bir gün dehşetle fark ettim ki bu korsan yatağı sitede oltacı sıfatlı bir başka güruh daha peydahlanmış. Başlarını da ARAGAMİ (Murat Özışıkoğu) ile KUPES (Faruk Mert) namlı deniz delileri çekermiş! Dedim uyma sen onlara, sen artık bir zıpkıncısın. Yakışmaz sana elde misina, şeytan uçurtması uçurur gibi taşların üstünde sekmek! Kıçı başı oynak teknelere de hiç güvenilmez! Ammaa hafta sonu dalışlarını beklemek gün geçtikçe uzamaya, azap olmaya başladı. Zurnacının bitmek bilmez uzun hava üflemelerine içinden ana avrat söven gerdek bekleyen güveyi gibi, denizle buluşmayı dehşet özlemeye, sinirlenmeye başladım! Deniz dediğin, yıllık izinde, hafta sonunda buluşulan metres değil ki! O her daim düşlenen ve her daim koynunda olunması gereken has sultan! O zaman dalamadığın vakitlerde al eline oltanı, in sahile vur voltanı aslanım dedim! Gittim, bir kamış, bir makine aldım öyle ezberden! Sonradan okudum ilgili başlıklarda bunların da bir ilmi varmış ki derin! Üç bilyeli, beş bilyeli, yandan kapılı, alttan bacalı teknoloji harikası aletlermiş meğer. Hele bir de yem ilmi var ki adını duymadığım canlıların her şeyini öğrendim bu sayede. Öyle ki "Deniz Suyunun Tuzluluk Oranının Boru Kurdunun Kızışma Sürecine Etkileri" başlıklı bilimsel bir tez yazmaya karar verdim! Sonunda iki iğne takılı yeni kamışımla İnciraltı’nda ilk safarime çıktım. Ne olduysa orada oldu zaten! Artık ahtapot mudur, vatoz mudur, levrek midir bilmem ama en az 3-4 kiloluk ağırlığa karşılık geldiğini tahmin ettiğim bir çekişe sahip “bir şey” kaçırdım! Tahmin edebileceğiniz gibi ilk tepkim Hisarönü’ne gidip kırk yıllık balıkçının çantasında bile olduğu şüpheli çeşit çeşit yüzlerce iğne, kurşun, rapala, misina ve dahi adını bilmediğim malzemeye öbür ayki maaşımın yarısını yatırmak oldu! “Ulan iğne bağlamayı bilmiyorsun daha teres!” diyecek oldum kendime ama baş vura vura gelen beş kiloluk levreğin, livarı yarısına kadar doldurmuş mercanların, mandagözlerin hayali gelip zihnimi doldurdu! Sevgili Haluk Deniz Öksüz’ün kitabını hatmettim sabahlara kadar!

    YA MAAşIMI GERİ VERİN YA DA DÜĞÜM ATMAYI ÖĞRETİN!

    Aragami! Kupes! Kardeşim! Madem burada tezgâh kurup gencecik dimağları zehirliyorsunuz sonuçlarına da katlanırsınız! Ya benim maaşımı geri verin ya da bana iğne bağlamayı, kasa düğümü atmayı, yengeçle avlanmayı öğretin! Alın beni yanınıza şakirdlik yaptırın! Balık vermeyin, balık tutmayı öğretin! Ya da atın beni bu siteden, silin kaydımı kuydumu! Bu işin daha scubası var, yelkenli kullanması var, su altı fotoğrafı, videosu var! Anam eve barka sokmayacak beni! Nişanlım basacak kıçıma tekmeyi! İşten atacaklar! Hayatımla oynamayın kardeşim! Değer mi üç beş balık için! Gider alırım marketten iki tane çiftlik balığı nedir yani! Kınıyorum hepinizi, esefle kınıyorum! Yetkilileri de buradan uyarıyorum! Türk gencini zehirleyip “sudan sebeplerle” aklını çeliyorlar! Nerde bu devlet, nerde bu millet!?
    Murat ÜNAL (1970-?zmir) 0 RH +
    Rol yapma, dü?ün!

  • #2
    Not: Sevgili Ozan Yıldırım Bey kardeşim! Başlık yazının hararetinden, tazyiğinden büyük harf ile fırlamış klavyemden! İstirham etsem şu büyük harfleri bir boy küçük iğne ile teçhiz etseniz. Saygılarımla efendim.
    Murat ÜNAL (1970-?zmir) 0 RH +
    Rol yapma, dü?ün!

    Yorum yap


    • #3
      hahahahahaha çok iyiydi ya, ben de okuyorum saf saf nolmuş bu arkadaşa diye, geçmiş olsun, tuzlu su kaçınca telafisi yok bir daha, geçenlerde de ben çevremden Hulusi kardeşimi zehirledim, ama çok mutluyum, o da mutlu.
      Yusuf Ziya ?ipal

      Yorum yap


      • #4
        Murat bey harika bir yazı çoğumuzun duygularını çok güzel anlatmışsınız tebrikler...

        Yorum yap


        • #5
          Re: ARAGAMİ VE KUPES'İ ESEFLE KINIYORUM!

          Asl? cevikatmaca taraf?ndan gönderilmi?
          DENİZ KIZI GİRMİş DÜşÜNCEME…
          Gayri ne siz ne de biz iflah olmayız...
          Mert Topoyan

          ?zmir - 1978

          Navigare necesse est...

          Yorum yap


          • #6
            Çerçeveletip duvara asılacak bir edebi eser olmuş bu yazı. Teşekkürler.

            Yorum yap


            • #7
              Nazik sözleriniz için teşekkür ederim. Yaşasın denizseverlik ve zipkinci.com kardeşliği!
              Murat ÜNAL (1970-?zmir) 0 RH +
              Rol yapma, dü?ün!

              Yorum yap


              • #8
                Murat bey mükemmel anlatımınıza teşekkürler, harika
                Bal?k ça??rmay? bilmem, onlar beni ça??r?r


                Can ARSLAN ?stanbul 13/11/1971

                Yorum yap


                • #9
                  Harika bir yazı şimdi konunun muhataplarına tel edip yazıya cevap vermeye davet edeceğim sevgilerimle.

                  Yorum yap


                  • #10

                    Yorum yap


                    • #11
                      Can ve Ali kardeşler, güzel sözleriniz için teşekkürler. Yazıda adı geçen iki arkadaşımızın şahsında aslında forumun tümünde deneyim ve bilgisini paylaşan onlarca avcı, dalgıç ve balıkçı ustasına bir nevi teşekkür etmek istedim. Demek ki yazı amacına ulaşmış.
                      Bir konuyu merak ediyorum ya da sorunu halledemiyorum diyelim. Giriyorum siteye ya hazır buluyorum bir başlık altında ya da soruyorum az sonra on tane efektif yanıt geliyor ustalardan. Kolay değil yıllarla elde ettiğin bilgiyi emanet etmek tanımadığın insanlara.
                      Dertler, endişeler paylaştıkça azalır. Sevgi ve bilgi paylaştıkça çoğalır. Ne mutlu bildiğini paylaşana. Ne mutlu zipkinci.com üyesi olana!

                      Denizsiz ve sevgisiz kalmayın.
                      Murat ÜNAL (1970-?zmir) 0 RH +
                      Rol yapma, dü?ün!

                      Yorum yap


                      • #12
                        Harika bir yazı olmuş. Özünde hepimizin o iflah olmaz balık aşkını (merak yeterli bir sözcük değil bence) çok güzel anlatmışsın, tebrik ederim. Bu bambaşka bir hayat tarzı, insanı yakaladı mı bırakmıyor. Geçen hafta 40 derece ateşle yatarken "Karagöööööz..... kefaaaaaal..." diye sayıklıyormuşum. Halimiz vahim ama şikayet edenin olacağını sanmam.

                        Yorum yap


                        • #13
                          Murat
                          Birde ,,,Poseidonun gazabı,,, diye bir şeyler yazsan, sonuçta deniz verdiğini bir şekilde geri alıyor, buda önemli bir nokta, geçen bir doktor şunu dedi;

                          Delilik ile akıllı olmak arasında çok ince bir çizgi vardır., dalgıç ile uyuşturucu bağımlısı arasındaki çizgi aynı kalınlıkta olmasa bile oldukça incedir., en azından okumuş bilgili bir adam ., gerçi kendiside dalgıç adama balık var de muayene ettiği hastayı masada bırakıp atlayıp geliyor., az kafayı sıyırmış ama iyi bir insan., açıkcası ben insanlardan uzak durmak., uzaklaşmak., onun bunun dırdırını dinlememek için dalıyorum., taş çatlasa 10-15 sene daha yaşarız-yaşamayız, sonuçta kulağımıza kaçan tuzlu su kar olmuş oluyor

                          Yorum yap


                          • #14
                            Sedat Abi güzel sözlerin için teşekkürler. Esasında her meşgalenin belli bir aşamasından sonra gelen zihin açıklığı evresi var. Varsayalım ki ustalık olsun bu düzeyin adı. Kalabalığın alemi boz bulanık gördüğü yerde "o adam" berrak görüyor, kristalin altına inebiliyor. Bu meşgalenin adı denizse şöyle de bir farklılık oluyor zannediyorum, ustalığının farkında olmayan ustalar yetişiyor ki gerçek ustalık da budur! Eski Foça'ya gittik dalışa, Rumlardan kalma usulle avlanan yetmiş yaşını aşkın balıkçılar vardı. Akşama doğru bir tanesine yorulmuş gibisin amca dedik yeniyetmece. Durdu, baktı ve "Evlat bu deniz var ya bu deniz, buna yedi sekiz saat sadece baksan bile sarhoş olursun. Bizimki yorgunluk değil!" dedi. Öyle manda moku gibi kaldık.
                            Deniz hemen her kültürde dişi olan olduğu için "arzu nesnesi", "özgürlük alameti" en güçlü şey haline gelmiş durumda. Modern zamanların insanın boğazını sıkan, erkekliğini iğdiş eden, sadece kosmosu dayatıp kaosu unutturan yanına en iyi ilaçtır deniz. Bize erkek olduğumuzu yeniden hatırlatır, üstelik erkekliğin öküz gibi sabana koşulmak olmadığını, Kazancakis'in Zorba'sı gibi aşkı gördüğünde burun üstüne çakılmak gerektiğini, ıssız sahillerde mangal yapmanın zevkini, suyun içinde bedeninle kaslarınla yeniden salt sen olmanın farkındalığını, dostla içip kalkıp harmandalı oynamanın esrikliğini ve daha nicesini basit ve bilgece hatırlatır bize. Verdiğini alır doğru. Trafikte, kaza kurşunuyla, kanser yüzünden, şofben zehirlenmesinden öleceğimize denizin yani ki hayatın tam kucağında, o İtalyan güzeli kadının diri göğüslerinin tam arasında, Kübalı tazelerin kasıklarının ateşinde yanarken aldığımız risk öldürsün bizi o zaman. Hayat denize benzer! Mavidir, derindir, korkunçtur, güzeldir!

                            Kendi yolculuklarımızdır, macelarımızdır bizi büyüten. Yelken basmak, savaşmak, yorulmak, evi özlemek ve bir LİMANA DÖNMEK, orada bekleyen kadınla çocuğa sarılmak! Dönüp teknene, gemine sevgiyle bakmak. Yolculukta rastgeldiğin deniz perilerini kendine saklamak. Budur hayatın özlüce masalı, mono-mitosu!

                            Denizsiz ve sevgisiz kalmayın!
                            Murat ÜNAL (1970-?zmir) 0 RH +
                            Rol yapma, dü?ün!

                            Yorum yap


                            • #15
                              Ayakta alkışlıyorum. Diyecek başka birşey yok...
                              Mert Topoyan

                              ?zmir - 1978

                              Navigare necesse est...

                              Yorum yap

                              Haz?rlan?yor...
                              X