Denizler güzeli lambukalar... Gözleriyle ölen kılıçlar... Beyaz'ın Mecnun ettiği akyalar... İnsana yerini yurdunu bıraktıran orfozlar-lahozlar... İnsanı yerinden yurdundan eden foklar, tosbaklar... Bir akya kuyruğundan güç alıp, bir insan sırtıyla çekilen tekneler... Paramparça ellerle deniz altından çıkarılan, sonra demirciye satılan yüz yıllık toplar... Bekletilmez!!! Gelecek "Bakan" olsa bekletilmez ızgara balıklar, buğulamalar, tavalar... Hepsi sizi bekliyor... Hadi rastgele! Yaman Koray'ın yaşamının ve yazımının kesiştiği nokta, dışında bir gösteri niteliğinden uzak, kendi içindeyse, ancak okudukça, şahit oldukça anlaşılabilen, tüm ihtişamıyla önünüzde uzanan yalınlığı ve bu yalınlığın altında yatan akıl-gönül zenginliği, yazı ustalığıdır. "Ne Cennet Şey Şu Deniz'de yazar, ömürlük tecrübeleriyle, denizi aklından ve gönlünden çıkaramayan, bu yolculuğa eninde sonunda çıkacağını bilen, içten içe hisseden herkesin önündeki o uzun yola ışık tutuyor. Bu ışıksa kuvvetini bir ömrün seve seve verildii, içinden insan eliyle çıkarılan tüm canlıların aslında ayrılıktan, hasretten, bir daha o güzelim mavi-yeşil dünyaya dönememekten öldüğü DENİZ'in kendisinden alıyor. Yaman Koray "Ne Cennet Şey Şu Deniz"i ile, belgesel-anı-araştırma başta olmak üzere birçok türü muazzam bir biçimde harmanlıyor ve dünyada bir ilke imza atarak, yeni bir yazım türü ortaya koyuyor.