H.Erdem AKARTEPE

BALIK HASTALIKLARINDA KULLANILAN MADDELERİN ÇEVREYE ETKİSİ


Su ürünleri avcılığında kullanılan teknolojilerin gelişmesi,sabit stoklardaki azalış ve dünya tüketiminin hızla artış göstermesi,su ürünleri yetiştiriciliğinin hızla gelişmesine ve bir endüstri haline gelmesini zorunlu kılmıştır.Dünya üzerinde 200 tür su ürününün ekstansif ve entansif koşullarda yetiştiriciliği yapılmaktadır.
Türkiye iç su kaynakları ve denizleri yaklaşık 25 milyon ha yüzey alanı ile büyük bir su ürünleri yetiştiricilik potansiyeline sahiptir.Türkiye’de su ürünleri yetiştiriciliği 1970lerde ilk alabalık çiftliğinin kurulmasıyla başlamış ve 2004 yılında yetiştiricilik yapılan toplam tesis sayısı 1659’a yükselmiştir.Türkiye’de 2002 yılı su ürünleri üretimi 627 847 ton olup toplam arzın yüzde 83’ünü deniz ürünlerinden yüzde 7 si iç su ürünlerinden ve yüzde 10’u da yetiştiricilik yoluyla elde edilen ürünlerden oluşmaktadır.Türkiye de 2002 yılında yapılan yetiştiricilik üretiminin yüzde 56 sı iç sularda yüzde 44 ü ise denizlerde gerçekleşmiştir.Denizlerde su ürünleri yetiştiriciliği özellikle çipura ve levrek yetiştiriciliğinin gelişimiyle hızlı bir artış göstererek 1992 yılından 2002 yılına kadar yaklaşık 10 kat artmıştır.Bu tesislerde 2003 yılı verilerine göre 37717 ton çipura ve levrek,1194 ton alabalık ve 815 ton midye üretimiyle toplam 39726 ton üretim yapılmıştır. Türkiye Akdeniz ülkeleri içinde çipura ve levrek üretiminde 2.sıradadır.İspanya ,İtalya ,Fransa gibi ülkeleri geride bırakmıştır.Bölgelere göre üretim değerleri incelendiğinde,en fazla üretim yüzde 53’le Ege Bölgesinde,en düşük üretim ise yüzde 1 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesinde gerçekleşmiştir. Parasal değer olarak,yetiştiricilikten elde edilen üretimin milli ekonomiye katkısı,yaklaşık 350 milyon dolardır(Aydın ve ark. 2005).
Yetiştiricilikle sağlanan üretimde gerek bir çiftlik gerekse ülke bazında olsun ortaya çıkmakta olan dalgalanmalar birkaç sebebe bağlı olmakla birlikte esasen hastalıklara bağlıdır.İntensif ve semi-intensif su ürünleri yetiştiriciliğinin gelişiminin bir sonucu olarak ortaya çıkan hastalık problemleri,sektör gelişiminin sürekliliğini engelleyen en önemli faktörler arasındadır.Bu durum özellikle,ulusal ekonomide ciddi riskler oluşabilecek gelişmekte olan ülkeler için sorunlar yaratır(Aydın ve Yıldız 1993).Genel olarak su ürünleri yetiştiriciliği çok hızlı bir şekilde büyümektedir.Su ürünleri yetiştiriciliği de diğer tarım kollarında olduğu gibi üretimin yapıldığı çevreye belirli bir yük getirmektedir.HAYA(2005)’ya göre bu yük genel olarak 3 kaynaktan ortaya çıkmaktadır;
a)Yem içeriğinde bulunan maddeler
b)Kimyasal maddeler
c)Çiftlik yapımında kullanılan materyaller
Konumuz dahilinde su ürünleri yetiştiriciliğinde kullanılan kimyasalları inceleyeceğiz.Su ürünleri yetiştiriciliğinde kimyasal madde kullanma zorunluluğu 3 sebepten ortaya çıkmaktadır ( Piper1982 ).
a)Hastalıkların kontrolü ve tedavisi
b)Su kalite kriterlerini arttırmak
c)Su bitkilerinin kontrolü
Bunlardan ilki kimyasalların en sık olarak kullanıldığı kısımdır.Yoğun balık yetiştiriciliği ile birlikte hastalıkların ortaya çıkması normal bir durumdur.Yetiştiricilik ortamında aşırı stoklama,beslenme yetersizlikleri,su kalite problemleri gibi optimal olmayan yaşam koşulları içinde patojen mikroorganizmalar rahatça gelişebilmekte ve hastalıklara yol açmaktadırlar.Bu patojenler nedeni ile ortaya çıkan hastalıklar su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmelerde ekonomik kayıplara yol açarak işletmecileri zarara sokmaktadırlar.Hastalıkların neden olduğu zarar yetiştiricilik ile elde edilen su ürünlerinin %10-20’sini kapsamaktadır.
SU ÜRÜNLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİNDE KULLANILAN KİMYASALLAR
1.Antifoulingler
2.Dezenfektanlar
3.Algisidler
4.Herbisidler
5.Pestisidler
6.Parazisidler
7.Antibakteriyeller

Kimyasalların Uygulama Yöntemleri
Kimyasallar balıklarda 3 ana yöntemle uygulanır (Macmillan2003).
a)Banyo yoluyla
b)Beslenme yoluyla(oral)
c)Enjeksiyon yoluyla
Kimyasalların kullanım yöntemleri balıkların kara hayvanlarından farklı olan fizyolojik yapılarından dolayı çeşitli farklılıklar göstermektedir.Buna sebep balıkların farklı ozmotik basınçlı bir ortam içinde yaşamalarıdır.Bu şekilde yaşarlarken homeostasiyi korumak zorundadırlar.Yani balıkda diğer canlılar gibi kendi iç dengesini değişmez durumda tutmak zorundadır.Memeliler ve kuşlarda kimyasalların vücuda girişi yada etkisi deri,solunum ve beslenme yolu ile gerçekleşirken balıklarda ise suyun içerdiği kimyasallar ile temas,öncelikle solungaç yüzeyinde gerçekleşir.İşte bu özel farklılıktan dolayı balıkların bulunduğu ortama yani suya kimyasal katılarak hastalıklardan korunmada ve tedavide bu özel durumdan yararlanılmaya çalışılır.
Bunun dışında kimyasallar memeli ve kuşlarda olduğu gibi beslenme ve enjeksiyon yollarıyla da su ürünleri yetiştiriciliğinde kullanılmaktadır.İlaçların ağız yoluyla yeme katılarak verilmesinde çok azı tamamıyla emilir.Bağırsaklarda tamamıyla emilemeyen kısım ile yüksek dozlarda verilen enjeksiyon dışkı ile dışarı atılır
KİMYASALLARIN ÇEVREYE ETKİSİ
Dünyanın birçok bölgesinde su ürünleri yetiştiricilik endüstrisi , olası su kirliliği kapsamında çevreciler ile sürekli bir tartışma içerisindedir . Söz konusu tartışma çoğunlukla ‘kimyasalların’ boşaltılması noktasına odaklanmıştır;buradaki ‘kimyasal’ terimi antibiyotikten tarımsal kirece kadar her şeyi içine almaktadır. Balık hastalıklarında, korunmada ve tedavide kullanılan maddelerin çevresel güvenliği konusu göz ardı edilemez ancak balık çiftliklerindeki en önemli deşarj yenmemiş (tüketilmemiş) yemler ve dışkıdır .Bu materyallerin suda çözünebilen fraksiyonları alg patlamalarına ve çözünmüş oksijen yetersizliğine neden olmaktadır.
Doğal olarak balıklarda kullanılan ilaçlar ,dezenfektanlar çevre üzerinde olumsuz etkiye sahiptir . bütün ülkelerde bu maddelerin kullanımı ve dağılımı için kanuni bir düzenlemeye gereksinim vardır.ilaçlar ve dezenfektanlar hangi yolla balığa uygulanırsa uygulansın çevreden yok olmayacağı bilinmelidir. Yem yolu ile verilen maddelerin sadece birkaçı mide ve bağırsakta % 100 emilmektedir ; enjeksiyon uygulamasında ise büyük bir kısmı değişmeden yada konjugad olarak bırakılmaktadır. (Redshaw 1995)


Çevreye etki bakımından önemli olgular beş başlık altında toplanır;
a)Hedef olmayan organizmalara direkt toksisite
b)Kontaminantların doğadaki balık ve kabuklular tarafından absorbsiyonu
c)Sedimentte kafeslerin altındaki mikrobiyal aktivitenin engellenmesi
d)Antibiyotik direncinin teşviklenmesi
e)Nehir sularına bulaşmanın nehir suyunun içilebilirliğine etkisi(Redshaw 1995).
Su ürünleri yetiştiriciliğinde kullanılan bu maddelerin ne yazık ki ekolojik etkileri tam olarak tanımlanmış değildir.Söz konusu maddeler için toksisite çalışmaları vardır.Ancak bu deneylerin,gerçek koşullarda ki üretim için doğruluğu tartışmalı bir konudur.Zira gerçek çevredeki dilusyon oranlarını belirlemek çok zordur ki bu bağlamda toksisite çok düşük çıkmaktadır.
Durum antibakteriyeller açısından daha da ilginçtir.Burada sudan ziyade sediment önemlidir.Sediment bir çok ilaç kalıntısını toplayan bir rezervuar haline dönüşmektedir.Deniz dibinde yenmemiş balık yeminin birikimi dirençli bakterilerin oluşumuna sebep olur.Özellikle patojen bakterilerde direnç oluşumu söz konusudur.Ayrıca faydalı bakterilerin yok olması bakımından da bir risk vardır.
Örneğin ,1988 yılında Norveç’te salmonlar için 18220 kg bir antibiyotik olan oksitetrasiklin kullanılmıştır.Bu miktar üretilen her bir ton için 210 gr’a denk gelmektedir.Finlandiyada ise 115gr/ton’dur.Antibiyotikler yem ile birlikte verildiğinde %20-30’u balık vücudunda tutulmakta %70-80’i ise çevreye geçmektedir.Bakteriyel balık hastalıklarında geçmiş dönemde sıklıkla kullanılan bir madde olan oksitetrasiklin ile tedavinin yapıldığı günden 13 gün sonra kafeslerin yakınında ve 400 millik mesafede yakalanan balıklarda ve 80 m uzaktan alınan midyelerde önemli miktarda antibiyotik birikimine rastlanmıştır (Çelikkale ve ark. 1999 ).
Bir diğer deneme ise Kupka adlı araştırmacı Norveçte Oksitetrasiklin ve oxolinik asitle yaptıkları bir çalışmada bu antibiyotiklerin uygulamadan sonra yedi hafta kadar formlarını kaybetmeden kafeslerin altındaki sedimentte kaldıkları belirtilmiştir(Genç 1997).
Bazı balık türleri,özellikle deniz levreği,çipura ve kalkan kıyıya yakın bölgelerde yetiştirilirler ve bu bölgeler açık denizden farklıdır.Daha az su hareketi vardır ve bu yüzden suda yayılma yoluyla arıtılma daha yavaştır.
Yüksek ilaç konsantrasyonlarının etkisinde olan bu alanlarda yumuşakça kolonileri oluşmaktadır.Balık çiftliklerinde yaygın olarak kullanılan oksitetrasiklinin kıyı bölgelerindeki kabuklu deniz hayvanları üzerindeki birikimi ile de kirlilik meydana geldiği bildirilmektedir (Çelikkale ve ark.1999).
SONUÇ
Su ürünlerinde kullanılan kimyasalların çevreye etkilerinin değerlendirilmesinde;
-Dozaj
-Kullanım sıklığı
-Dilusyon
-Yemle veriliyorsa vücutta absorbsiyon katsayısı
-Metabolizma
-mikrobiyal bozunma oranı
-Sıcaklık\Ph etkileşimi
-Suda çözünebilirlik
-Birikim
-Akut&Kronik toksisite
-Sediment biyokimyasına etki
gibi temel bilgilere gereksinim vardır.Ancak gelişmiş ülkelerde bile net bir tablo oluşturulamamıştır.
Sonuç olarak;balık çiftliklerinde hastalıklara karşı kimyasal uygulama işlemlerinin çevreye olan olumsuz etkisinin boyutları tam olarak bilinmemektedir.Ancak bilinen bu işletmelerden kaynaklanan olumsuz etkiler hiçbir zaman bir turizm yatırımı kadar çevre üzerinde negatif etkiye sahip değildir.
Tarım üretimi,yoğun girdi kullanımı gerektirip özellikle gübre,ilaçlar,hormon ve dezenfektan ve bunun gibi girdilerin yanlış kullanımı önemli çevre sorunları meydana getirir.Çevre sorunları geniş bir perspektif içinde ele alınmalıdır. Tarım ile çevre arasında birbirine zarar vermeyecek dengeli ve sürdürülebilir bir etkileşim olması esastır.
Tarım sektörü tutarlı bir tarım politikası eşliğinde doğal kaynakları koruyacak dengeli ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlayacak çevre ile uyumlu olacak şekilde geliştirilmelidir.
Tarım, doğal çevre içinde önemli bir konuma sahiptir.Üretimin ana kaynağı olarak sağlam bozulmamış bir çevre gerekmektedir.Çevre ve tarım politikaları oluşturulurken karşılıklı etkileşimleri göz önünde bulundurulmalıdır.
LİTERATÜR LİSTESİ
1)REDSHAW,C.,1995.Ecotoxicological Risk Assesment of Chemicals Used in Aquaculture;a Regulatory Viewpoint.Aquaculture Research
2)AYDIN,F.,KÖKSAL,G.,DEMİR,N.,BEKCAN,S.,KIRKAĞAÇ,M .,GÖZGÖZOĞLU,E.,ERBAŞ,S.,DENİZ,H.,MALTAŞ,Ö.,ARPA,H .,2005.Su Ürünleri Yetiştiriciliği ve Politikalar ,Tarım Haftası 2005 kongresi 3-7 ocak 2005,TMMOB Ziraat Müh.Odası ,ANKARA
3)VARDAR,S1993Tarım Sektörü ve Çevre İlişkileri.Tarım ve Köy,(88):20-24
4)GOLDBURG,R.,2004.Potential Ecological Risks of Aquaculture,Center for Health and the Global Environment,HARWARD MEDICAL SCHOLL
5)MACMILLAN,R.,2003.National Aquaculture Association,Drug Used in the U.S. Aquaculture Industry
6)HAYA,K.2005,Environmental Impact of Chemical Wastes Produced by the Salmonoid Aquaculture Industry www.mar.dfo-mpo.gc.ca
6)BARG,U.,LAVILLA-PITOGO,C.,1996. Aquaculture Newsletter,The Use of Chemicals in Aquaculture:A Summary Brief of Two International Expert Meetings
7)JOHNSTON,P.,SANTILLO,D.,2002.Greenpeace Research Laboratories Technical Note,DEPARTMENT OF BIOLOGICAL SCIENCES UNIVERSITY OF EXETER,UK
8)GENÇ, E.1997.Yüzer Ağ Kafeslerde Deniz Balıkları Yetiştiriciliğinin Çevreye Etkisi.A.Ü. Fen Bil. Enst. Yükses Lisans Semineri.
9)ÇELİKKALE, S. , 1999. Türkiye Su Ürünleri Sektörü Potansiyeli , Mevcut Durumu , Sorunları ve Çözümleri. İstanbul Ticaret Odası Yayın no:2
10)PIPER , R.G. et al (1982) Fish Hatchery Management. U.S Depatment Of The Interior, Fish And Wildlife Service, Washington, D.C.
11)AYDIN,F., YILDIZ H.,(1993)Su Ürünleri Sempozyumu,TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası,Su Ürünleri Sağlığı sayfa no:88-103